{{/icerikler}}

» 1951; 10 yıl önceki savaşı yeniden yaşadılar



  1951’de Fransa’nın Puys yöresinde iki İngiliz kadın garip olaylar yaşadılar. Ortada herhangi bir savaş belirtisi olmadığı halde, silah, top ve bombardıman uçaklarının seslerini duyuyorlardı. Kendi ifadelerine göre, 1942’de müttefiklerin o bölgeye yaptıklan çıkarmayı yaşadılar. Yani, bir zaman kaymasının içindeydiler!   19 Ağustos 1942’de Müttefiklerin Dieppe’de yaptığı baskından görüntüler. Bu baskının sesleri, dokuz yıl sonra iki İngiliz kadın tarafından duyuldu. Müttefik hava, kara ve deniz kuvvetlerinin, Fransa’yı işgal etmiş olan Alman ordularına karşı ilk kez düzenledikleri hücumlardan biriydi bu. Fakat, bu oldukça ağır bir yenilgiye mal oldu. Hemen hemen, 6100 kişilik İngiliz ve Kanada birliğinden 3648i öldürüldü, yaralandı. Kalanlar esir alındı ya da kayıp olarak rapor edildi. BU YÜZYILIN BAŞINDA, iki İngiliz kadın Bayan Moberley ve Bayan Jourdain, Versay Petit Trianon’da karmaşık bir serüven yaşadı­lar. Kadınlar, köşkün neşeli günlerinden bugüne kadar uzanan bir halüsilasyon gör­düklerini düşündüler. Bu alışılmadık bir olaydı. Bu olaydan yaklaşık 50 yıl kadar sonra, başka iki’ İngiliz kadın Agnes ve Dorothy Norton (ikisi de takma isimlerdir), benzer bir deneyim geçirdiler.   Garip bir ses Kadınlar Fransa’da Dieppe yakınlarında bir köy olan Puys”ta tatil yapıyorlardı. Agnes Norton. Dorothy Norton’un görümcesi idi. Fakat daha önce hiç birlikte tatil geçirmemiş-lerdi. İki kadın aynı odayı paylaşıyorlardı. Odaları denizden biraz uzakta idi. 4 Ağustos 1951 sabahı saat 4 civarında Agnes yatağın­dan kalktı. Karanlıkta el yordamıyla odada yürümeye başladı. Kapıya gitti. Bu arada Dorothy, ışığı yakmasını isteyip istemediğini ...

Devamını Oku

» Durdurulamaz Küresel Isınma Her 1,500 Yılda Bir Karşıt Bakış Aç



  Harvard Crimson, Nobel ödüllü Al Gore’yi azarlayan şok edici bir başmakale yayınladıktan bir hafta sonra, Stanford Üniversitesi “Küresel Isınma Bir Efsane (Uydurma) mi?” başlıklı bir yemek düzenledi. Stanford’un misafir konuşmacısı dünyaca ünlü küresel ısınma kuşkucusu S. Frederick Singer idi, eski uzay mühendisi ve hükümet bilim danışmanı. Princeton Üniversitesi’nde Fizik bölümünde PhD ünvanı olan Singer uzay gelişmelerinde Başkan Eisenhower’un danışmadı idi, Virginia Üniversitesi’nde Çevre Bilimleri profesörü idi ve ‘Durdurulamaz Küresel Isınma: Her 1,500 Yılda Bir’in ortak – yazarıdır. Bu New York Times’ın en çok satanlarından olan kitapta, yazarlar Singer ve Avery küresel sıcaklıkların çoğunlukla veya tamamen doğal döngü nedeniyle yükselmekte olduğu kavramını sunuyor. Kayıtlı tarihin ikibinyılından alınan tarihi verileri doğal fiziksel kayıtlarla birlikte kullanarak, 1,500 yıllık doğal güneş lekesi manyetik dalgaları döngüsünün her zaman dünyanın iklimini kontrol ettiğini ve şu andaki ısınma eğilimindeki itici güç olduğunu savunuyorlar. İnsanın yarattığı karbon dioksitin dünyanın iklimi üzerinde çok az etkisi var.   1,500 yıllık döngünün 1980’nin başlangıcında keşfedildiğinden bu yana, bu ısınmanın genel karakteristikleri şunlarda yapılan ölçümler ile onaylandı: ağaç halkaları (canlı, korunmuş ve fosilleşmiş), polen, mercan, buzullar, sondaj delikleri, dikitler, ağaç hatları ve deniz sedimentleri. En son döngüler, döngünün soğuk kısmı sırasında göçlere zorlanma, açlık ve hastalık ve döngünün sıcak kısmında nüfus artışı, tarım alanlarının ...

Devamını Oku

» Evren Balon Şeklinde Mi?



  Çoklu Evren Teorisi Test Ediliyor. Perimeter Ortaklığı Fakültesi’nden Matthew Johnson ve diğer bilim insanları çoklu evren teoreminin hipotezini bilimsel açıdan test edilebilir bir dünyaya taşımaya çalışıyor. Büyük patlamadan önce her şey sadece vakumdu. Vakum karanlık enerji adı verilen bir genişleme alanıyla (Higgs alanı) kaplandı. Sanki bir demlikteki suyun buharlaşırken kabarcıklar çıkarması gibi balonlara ayrıldı. Her balon bir diğer enerjisi az olan vakumu içerdi ve halen hiçlikte değildi. Bu enerji nedeniyle balonlar genişlemeye başladı. Sonunda kaçınılmaz olarak bazı balonlar birbirlerine çarpmaya başladı. Bu arada ikinci bir balonun üretilme ihtimali var.   Bu balonlar birbirinden ayrı ve seyrekte olabilir ya da aynı bir köpükteki gibi birbirine yakında olabilir. İşte bu balonları her birinin bir evren olduğunu düşünün. Bu resmi canlandırdığınızda sanki köpüklü bir evrenler denizi ortaya çıkıyor. İşte bizim evrenimizin bu evrenlerden sadece biri. Çoklu evren hipotezinde ceviz kabuğundaki kabarcıklar gibi… Aslında hiç de kötü hikaye değil. Bilim insanları fiziksel açıdan motive olarak evrenin düşündüğümüzün aksine kozmik bir genişlemeden ibaret olmadığını destekliyor. Kozmik şişme ya da genişleme halen evrensel olarak kabul edilmiyor ve çoğu döngüsel evren modeli bu fikre aykırı. Her şeye rağmen genişleme evrenin erken gelişimine dair bazı gözlemsel kanıtlarla desteklenen birinci teori. Genişleme evrenin büyük patlamadan hemen sonra hızlı bir şekilde genişlediğini, o kadar hızlı ki, saniyenin trilyonda birinin trilyonda birinden trilyonda birinde uzayın bir nanometreden çeyrek milyar ışık yılı uzağa genişlediğini iddia ediyor. Bu inanılmaz fikir diğer astrofiziksel g...

Devamını Oku

» Psişik Tedavi



  Doktorlar hastaları yüzyıllardır fiziksel ve psişik (Ruhsal) ilaç ve tedavilerin yardımıyla iyileştirmişlerdir. Ancak modern çağda batı medeniyetinin büyük bir kısmı tedavinin ruhsal boyutuna gösterdiği ilgiyi azaltmıştır. Aslında tüm iyileşmelerde mutlaka bir oranda ruhsal iyileşme söz konusu olsa da, iyileşme sürecinde zihnin işlevine verilen önem gittikçe azalmıştır. Bunun görünürdeki en büyük sebebi, batı medeniyetinin hastalıklarla fiziksel mücadelede çok ileri aşamalara gelip pek çok hastalığı etkisiz hale getirmesidir.   Tıp ne kadar gelişirse gelişsin, tedavilerde hastanın kendi durumuna bakış açısı önemini asla yitirmez. En basitinden psikosomatik rahatsızlıkların tedavisinde hastanın iradesinin ne denli önemli olduğu, ilgili tüm uzmanlarca kabul edilmektedir. Kişinin hastalığa karşı mücadeleye hazır olması ve iyileşeceğine olan inancı, bu mücadelenin kazanılmasına ve iyileşmenin süresine çok büyük oranda etki eder. Zihnin madde üzerindeki egemenliğinin iyileşme yeteneğini güçlendireceğini muhtemelen bütün doktorlar kabul etmeyeceklerdir. Ancak tedavileri günümüzdeki imkanlarla çok zor hatta imkansız olan kanser türlerine yakalanan kişilerin kaderlerine boyun eğmeyip hastalıkla mücadele etme ve onu yenebilme kabiliyetlerine samimi olarak inandıklarında, umulandan çok daha uzun yaşadıklarını ve hatta hastalığı tamamen yendiklerini gösteren pek çok örnek vardır.   Psişik iyileştirme uzmanları yaptıkları şeyin, hastaların kendi kendilerini iyileştirmelerine yardım etmekten ibaret olduğunu söylemektedirler. Bunun yanında bazı durumlarda hastaya enerji transferi de söz konusu olabilir. Enerji transferi konusu, etkenlilikleri kanıtlanmış olan bazı alternatif tedavi y...

Devamını Oku

» Dünyayı Sarsan Salgın Hastalıklar



  Veba, kızıl, çiçek, kolera gibi salgın hastalıklar ve onlara eşlik eden kıtlık ve kuraklıklar, tarih boyunca milyonlarca kişinin ölümüne neden oldu. Yenilmez denen orduları durdurdu. Ekonomik, siyasal ve demografik sonuçlarıyla yeryüzü haritasının yeniden çizilmesinde önemli roller üstlendi ve üstlenmeye devam ediyor. Bir Fransız düşünür, salgın hastalıklar konusunda şunu söylemişti: “Hepimiz salgın hastalıkların çocuğuyuz…”   Gerçekten de insanlık tarihi içinde salgın hastalıkların rolü çok belirleyici. Zaman zaman imparatorlukları çökertmiş, ordu­ları kırmış, yaşam ve sevme bi­çimlerini değiştirmişti. Büyük politik dönüşümlere, coğrafi ve demografik oynamalara yol aç­mıştı. Çiçek hastalığı Yeni Dünya’yı öylesine kırıp geçirmişti ki, çalıştırılacak emek gücü için bu kıtaya milyonlarca Afrikalı köle taşınmıştı. Veba, Avrupa’da fe­odal beylerin ve kilisenin ikti­darını sarsmış, kapitalizmin ve reform hareketinin doğmasına neden olmuştu, ölümcül salgın­ların tarih yapan gücünü unut­mak ya da görmezlikten gelmek gerçek anlamda bir hata. İnsan nüfusu çığ gibi büyüdükçe, in­sanlar tarihin kaydettiğinden çok daha fazla mikrobu ayaklandırıp günümüzde de harekete geçiriyor. AIDS ve SARS gibi… Sanata düşen “Kara Ölüm”… İtalyan heykeltıraş Gaetano Guilo Zumbo’nun (1656-1701)“ Veba – Zamanın Zaferi ve Bedenlerin Çürümesi” üçlemesinden “Zamanın Zaferi” adlı çalışması. Vebayı anlatan bu yapıt Floransa’daki Speco...

Devamını Oku

» Heil Atlantis!



    Naziler, süper ırkların köklerini aramak için Grönland Adası’ndan Etyopya’ya kadar arkeolojik araştırma ekipleri gönderdiler. Bu konuda en son vardıkları nokta, kayıp Atlantis’i bulup ortaya çıkarmaktı… Müttefikler 1945 yılında Heinrich Himmler’in özel kütüphanesini ele geçirdiklerinde, gizli bir kitap koleksiyonu ile karşılaştılar. Bunların arasında Ernst Höbiger’in The World Ice History (Dünya Bu­zul Tarihi) adlı kitabın bir kopyası da bulunuyordu. Kitapta yazar, uzaydan gelen süper ırkın eski At­lantis adasına yerleştiğini iddia edi­yordu. Höbiger’e göre, bu süper ırk burada çok ileri bir uygarlık kurdu. Bu uygarlık buzul tabakalarının iler­lemesiyle yer değiştirdi ve dünyanın çeşitli yerlerine dağıldı. Yunanlılar’a ve Mısırlılar’a uygarlığı öğreten de onlardı.   Himmler bütün bunlara inanmakla kalmadı, Atlantisliler’in torunlarının en mükemmel bireylerinin Alman­ya’da yaşadıklarına da kesin gözüyle bakmaya başladı. Diğerleri ise dün­yanın çeşitli yerlerine yayılmışlardı. Onun görüşüne göre, bunlar süper insanlar olan Ariler’di. Nazi devleti­nin içinde en korkulan organizasyon olan SS’leri yaratırken, Himmler’in hayal dünyasını besleyen bu düşün­celerdi. Himmler’in gurusu Hıristiyanlık öncesi zamanlara bir bağ oluşturu­yordu…   1938 Yılında Naziler Münih’te yaptıları “Ari atalarını” gösteren geçiş töreniyle Alman kültürünün 2000 yılını kutladılar.   Himmler’in kütüphanesindeki di­ğer kitapların arasında Hörbiger’in kitabını bir kenara bırakmak...

Devamını Oku

» Devlerin Dansı



Tepegözler Mimarisi Neolitik (Cilalı Taş Çağı) insan inşaatçılığa, iri, oyulmamış kayalarla başladı ve bu kayaları harç ya da benzer bir şey kullanmaksızın birbirinin üzerine oturttu. Cilalı Taş Çağı’nın sonları ve onu izleyen Bronz Çağı’nın başlangıcın­da bu tür mimari oldukça gelişti. Bu kaba taştan anıtlar, dünyada görülen en olağanüstü yapıların arasında yer alır, çünkü: Taşları bu yapıların olduğu yere taşımak ve birbirinin üzerine oturtmak için büyük bir yaratıcılık kullanılmış olmalıdır. (Tepegözler (Kikloplar): Klasik mitolojide “Titanlar” ve “Kikloplar” (Cyclops) olarak iki ayrı dev ırkından söz edilir. Kikloplar Türk Mitolojisinde “Tepegöz” adıyla geçer. Kiklopların üç türünden biri de “duvarcı Kikloplar” adını taşırlar ki kökenleri Anadolu’nun Likya bölgesi olarak gösterilir.)   Birçok küçük taş yerine çok büyük taşlar kullanılmıştır. Örneğin, Malta’daki Hagiar Kim tapınağındaki bir taş blok 6,4 x 2,7 x 2,7 metre boyutunda ve Lübnan’da Baalbek’deki bir blok 18,8 x 6 x 4,6 metre boyutunda ve herhan­gi bir inşaatta kullanılmış en büyük tek parçalık kaya olduğu öne sürülmüştür. (Kiklopik tarzdan sonra geliştirilmiş olan Mısır Piramitleri’nin en büyük taşı 5,4 metreden fazla değildir ve bunlar destek olarak kullanılmış özel taşlardır. Oysa, kikloplarda neredeyse tüm taşlar devasa boyuttadırlar.)   Baalbek Blokları   Taşları üst üste, dikebilmek için çok sayıda ve iyi örgütlenmiş, uzun süre boyunca tek komuta altında, birlik içerisinde hareket eden, binl...

Devamını Oku

» 12.000 Yıllık Örtbas: Dropa Disk’leri



Bize kim olduklarını ve onları buraya neyin getirdiğini anlatmak istediler. Gelecek nesiller için bir mesaj bıraktılar, ama arkalarında bıraktıkları kendi eserleri halktan gizli tutuldu! Bu hikaye bir çok isimle biliniyor ve hangisini seçmeye karar vermemiz önemli değil … Dünyadışı yaşam ile ilgili insanlık tarihindeki en muamma hikayelerden biridir. Keşif 1938’de Çin ve Tibet arasındaki sınırda gerçekleşti. Çinli profesör Chi Phu Tei tarafından rehberlik edilen bir arkeoloji keşif yolculuğunda, Baian Kara Ula’nın dağ mağaralarında mezar hücreleri keşfedildi. İskeletler farklı türde insan varlıklarının kalıntıları idi. İskeletler çok kırılgandı sadece 1,30 metre boyunda idi. Kafatasları genişti ve fazla gelişmişti, ama bunlar maymunların kalıntıları değildi. İlave olarak, bilim adamları mağara duvarlarında ilginç kaya çizimleri keşfettiler. Güneş, ay, dünya ve yıldızların çizimlerine eşlik eden yuvarlak miğferli varlıkları resmettiler. Tarih öncesi mağarada bulunacak daha çok şey vardı. Tozlu zemine yarı gömülü olarak, arkeologlar büyük yuvarlak taş bir disk buldular, Taş Çağı gramofon plağa benziyordu. Diskin merkezinde bir delik vardı ve merkezden kenara spirallenen ince çizgiler vardı.   Bu diskin yaşının 10,000 – 12,000 yıl olduğu belirlendi! Toplam, 716 taş disk bulundu. Her diskin çapı 22,7 cm ve kalınlığı 2 cm idi. Her diskin merkezinde tam olarak dairesel 2 cm lik bir delik vardı. Daha ileri analizler ince çizgi benzeri işaretleri ortaya çıkardı, bunların garip oyulmuş hiyerogliflerin sürekli çizgisi olduğu ortaya çıktı. Nesne daha önce asla karşılaşılmamış bir lisanda mikroskobik karakterlerden oluşan uzaylı yazısı ‘kaydı’ idi. 20 yıldan daha fazla süredir, bir çok uzm...

Devamını Oku

» 1 NPB = 5 Mega Şehir



Geçtiğimiz Nisan ayında fırlatılan NPB geleceğimiz için önemli bir adım attı . Kendi enerjisini Güneş’den karşılıyan bu araç diğer NPB araçları için büyük umut oldu . Aracın içinde yer alan KarbonNano Bataryalara depolanan Enerji tüm bilim adamları hayrete düşürdü . 24 saat içinde depolanan enerji 5 Mega şehrin 1 yıllık ihtiyacını karşılamakta . Dünya’mızın sahip olduğu atmosfer nedeniyle Güneş’den gelen enerjinin sadece %5’inden yararlanabilmekteyiz . NPB2 VE NPB 3 ‘ün fırlatılmasından önce NPB aracında depolanan enerjiyi X-Ray ışınlarıyla Dünya’daki istasyona aktarılması bekleniyor .   Gelecek 2015 yılına kadar yörüngeye 10 adet NPB aracı yollanması planlanıyor .Amerika , Kanada ve Rusya bu araçlardan enerji elde etmek için gerekli çalışmalara başladı . Türkiye ise Uranyum destekli Nükleer Santrallerin kurulumuna devam edilip , işletimin sürdüleceği belirtilmekte . Amerika , Kanada ve Rusya ‘nın bu yenilik sayesinde enerji faturalarının %85 düşüşe geçmesi bekleniyor .      ...

Devamını Oku

» %100 Beyin Gücü,Beyin Hücreleri,Beyin Kapasitesi



Bir düşünsenize, insanoğlu tüm islerini tek parmakla yapıyor olsa idi, o zaman 10 parmakla donatılmış olarak doğmazdık. Eğer beyin hücrelerimizin sadece %10’u mutlu, seviyeli bir yaşantı sürdürmeye yetse idi, kafamız tam 10 kati daha fazla hücre ile dolu olmazdı. Aslında, insanoğlu dünyada beyin kapasitesinin % 100’ünü kullanmayan tek varlıktır. İnsanoğlu ayni zamanda, beraber yasadığı diğer canlılar ile sürekli uyumsuzluk halindeki tek varlıktır. Yunuslar da benzer bir beyin ile donatılmışlardır, ancak onlar beyin kapasitelerinin tümünü kullanarak yaşamlarını akilli, eğlence sever, çevreleri ile uyumlu varlıklar olarak devam ettirmektedirler. İnsanların da daha fazla beyin kapasitesinin kullanımı ile daha mutlu, daha uyumlu bir yasam sürebileceğini söylemek yanlış olmaz. Siz hiç, beyninin % 100’ünü kullanan birisinin suç, savaş, açlık, salgın hastalık, ön yargı ve çevre katliamı ortamlarında olabileceğini düşünebiliyor musunuz?   Başka bir deyişle, bizler de ayni diğer canlılar gibi mükemmel yaratılmışız; ancak, onlar gibi tüm potansiyelimizi kullanamıyoruz. Neden? Belki, bizler diğer canlılar gibi enerji kaynağına nasıl bağlanacağımızı artik bilemiyoruz ya da kendi özgür irademizi kullanma konusu umurumuzda değil. Belki de özgür irade, sadece bedeninin tepkilerine cevap veren % 10 kullanımlı insanlar için çok karmaşık bir ifade.   Bu potansiyelin kullanılmamasının nedeni ne olursa olsun, burada da kullanmazsan kaybedersin gerçeği ortaya çıkmakta ve normal bir insan yanlış kullanım veya kullanıl-mama yüzünden günde 100.000 beyin hücresini kaybetmektedir. Bu potansiyel değerlendirilmedikçe de, kişinin durumu zamanla daha kötüye gitmektedir. Sizce neden Alzheimer, Parkinson gibi...

Devamını Oku

» 10.000 Yıllık Nükleer Savaş (Destanı) : Mahabharata



  Onbin Yıllık Nükleer Savaş “Bu günümüz, dünün düşünceleridir; şimdiki düşüncelerimiz yarınımızı inşa edecektir; yaşamımızı düşüncelerimiz yaratır.” Dhammapada “Mahabharata çok büyük ve karmaşıktır ama 18 Yüzyıl öncesini çok net olarak açıklamaktadır.” Reader´s Digest “Mysteries of the Unexplained” “Bu öyküyü kuru bir çubuğa anlatsaydın, yapraklanır ve köklenirdi.” (Henri Michaux)     Hindistan´ın ulusal destanı Mahabharata, aslında bir şiirdir ama çok büyük ve karmaşık bir şiir külliyatı olarak düşünülebilir. Sözcük sayısı “Mesnevi”den çok daha ötededir ama büyük olasılıkla tek bir kişi tarafından yazılmamıştır. Sankritçe yazılmış olan Mahabharata şimdiye kadar yazılan en uzun şiirdir, “stanza” denen yüzbin kıtadan oluşur yani İncil´in 16 misli, Ansiklopedi Britannica´nın tamamı kadardır. Bazılarına göre MÖ 3.-5. Yüzyıl aralarında yazılmıştır, bazılarına göre MS. 4. Yüzyıl´da derlenmiş, bazılarına göre ise çok daha eskilerde 19-20.000 yıl evvel yazılmıştır. Hintliler´e göre Mahabharata´da olmayan bir şey hiçbir yerde yoktur. Batı dünyası bu inanılmaz dev destanı ancak, 18. Yüzyıl´dan sonra tanımıştır; o da destanın sadece küçük bir bölümü olan 1785´de Londra´da Charles Wilkins çevirisiyle yayınlanan “Bhagavad-Gita”dır. 19. Yüzyıl´da doğubilimci Hippolyte Fauche, 200 kişilik bir ekiple tüm destanı Fransızca´ya çevirmeye başladı ama ömrü vefa etmedi. Sonuçta eksiksiz İngilizce çeviri ancak 20. Yüzyıl´ın ba...

Devamını Oku

» Bir Milyon Ton Bakır ve Tarih öncesi maden



“İnsanlığı yok eden çok farklı felaketler olmuştur ve olacaktır; bunların en büyüğünü ateş ve su yapmıştır” PLATON, TIMAIOS Atlantis. Hiçbir ad, binlerce yıl sonra, dünya üzerindeki milyonlarca insanda bu kadar çağrışım yapmamıştır. O, kimli­ğini bir uzay mekiğine ödünç verdi. Önemli filmlerde ve televiz­yon programlarında konu edildi. Sulara gömülmüş bir ülke hak­kında şimdiye kadar yayınlananlardan çok daha fazla sayıda ye­ni kitap ortaya çıkıyor. Ayrıca bu konuda yayınlanan, tahmini 2.500 makale ve dergi yazısı da var. Gelenekçi bilim adamları­nın yanında anılması ya da kayıp şehirle ilgili belli bir temel önerme bile, “yalancı manyakların” empatiyle mahkûm edilme­lerini sağlamaya yeterli. Ama bir yüzyılı aşkın süren resmi muhalefete rağmen, çoğunluğu bağımsız araştırmacılardan oluşan uluslararası bir çevrenin yoğun ilgisi kadar, insanların Atlantis’ten büyülenmeleri de, onun bir zamanlar gerçek olduğuna da­ir genel inanışın sağlamlığını gösteriyor.   21. yüzyılın başında, biriken önemli bilimsel kanıtların miktarı, teoriyi hızla gerçeğe dönüştürürken, bu çevre beklenmedik şekilde genişliyor. Çünkü Atlantis’in bütün ününe rağmen, birçok insan onun hakkında çok az şey biliyor. Onun okyanusta bir krallık olduğu­nu, doğal bir afetle denizin altında kalmadan önce yer kürenin büyük bölümüne uzun yıllar egemen olduğunu, bunun ardından da hayatta kalanların gezegenin çeşitli yerlerine kaçtıklarını tah­min ediyorlar. Birçok Atlantis bilimi uzmanı, başlangıçta bu uy­garlığın, en az on iki bin yıl önce “Atlantis” kıtasınd...

Devamını Oku

» Kitaplar İndir veya Oku



  Kitaplar tanıtım gâyesiyle sitemize konulmuştur. Telifi olan eserler sitemizden silinmektedir. Siz de telifi olduğunu düşündüğünüz kitapları starsun.blog adresine bildirebilirsiniz. 1- İbnülemin – Son Sadrazamlar Osmanzade Taib’in Hadikatü’l Vüzera adlı eserinin zeyli olan Ahmed Rıfat’ın Verdü’l-hadâik’ adlı eserine zeyl olarak kaleme alınmış “Son Sadrazamlar“ın esas ismi Kemalü’s-sudur’dur. Mehmed Emin Ali Paşa (1814-1871) ile başlayıp Salih Hulusi Paşa (1864-1939) ile biten eserde Osmanlı Devleti’nin son 37 sadrazamının hal tercümesi (biyografisi) yer almaktadır. “Son Sadrazamlar”, bir hal tercümesi kitabı olmakla beraber, bir çok yerde siyasi olaylar, devrin fikri ve kültürel yapısı, zaman zaman da edebi ürünler ağırlık kazanmaktadır. İlk baskısı Maarif Vekaleti’nce 14 fasikül olarak yapılmıştır. İbnülemin merhum pek çok önemli memuriyette bulunduğu ve tarihin hararetli bir dönemine bizzat şahit olduğu için eserinde diğer kaynaklarda rastlanamayacak son derece önemli bilgiler verir. Her yönüyle orjinal ve kaynak bir eserdir. “Tezkerecilik geleneğinin son güçlü temsilcisi İbnülemin Mahmut Kemal İnal (1870-1957) Yusuf Kâmil Paşa’nın mühürdarlarından Emin Paşa’nın oğludur. Yetiştiği çevre, aldığı vazifeler, münasebette olduğu kişiler, yer aldığı müesseseler ve kendine has ilgi alanları…. Bu etkenler ortaya koyduğu eserlerin malzemesini oluşturmuştur. Bu malzeme içinde arşiv vesikası, otobiyografiler, hatıratlar, dedikodular, mizah ve hiciv yanyana iç içe yer almaktadır. Hiç şüphe yok ki bütün bu malzemeye canlılık kazandıran İbnülemin’in kendine has ü...

Devamını Oku

» Tarih ve Medeniyet Dökümanları



1-Henri Pirenne - Ortaçağ Kentleri Kitabı / Akdeniz 2-Çin Tarihi Kronolojisi 3-Coğrafi Keşifler Çağı ve Sonrası - Makale Derlemesi 4-Eyalet ve Beylerbeyi - Makale Derlemesi 5-Osmanlı Devletinde Göçebeler - Makale Özeti 6-Kayı Boyu'nun Anadoluya gelişi 7-Osmanlı Devletinin Kuruluşu - Özet 8-Osmanlı devletinin inkişaf amilleri - Köprülü 9-Osmanlı Tarihçiliğinin Başlıca Kaynakları 10-Osmanlı Taşra Teşkilatına Dair Notlar - Makale Derlemesi 11-Osmanlı Tarihine dair kısmî bibliyografya 12-Osmanlı Devlet Yapısında Ademi Merkeziyet Eğilimleri 13-Türk Tarihine Dair Kısmî Bilbliyografya 14-Timar Askeri - Cebelü /F. Emecen - Makale özeti 15-Timar sistemi 16-Topçu Ocağı - Makale Derlemesi 17-Türklerin İslamı Kabul Süreci ve İlk Müslüman Türk Devleti - Ömer Soner Hunkan 18-Osmanlı Tarihçiği ve Tarih Kaynakları - Abdülkadir Özcan 19-Dipnot kullanımı ve kaynakça belirtme 20-Tez Yazım Kılavuzu 21-Arabî - Rumî Aylar ve Rumuzları Cetveli ...

Devamını Oku



starsun
http://rklmtrk.com/QcZGp ETİKETLER: eğitim,sağlık,tarih,insanlık,bitki bilimi,hikayeler,masallar,öyküler,masal resimleri,hikaye resimleri,öykü resimleri,çıplak kadın resimleri,EĞİTİM,SAĞLIK,TÜRKLER TARİHİ,YAKIN TARİH,İSLAM DÜNYASI,KADIN SAĞLIĞI,E KİTAP İNDİR,ÇOCUK SAĞLIĞI, TARİH,MÜZİK,PEYGAMBERLER TARİHİ,ERKEK SAĞLIĞI, İLAHİ,DİN,PEYGAMBERİMİZİN HAYATI,ŞİFALI BİTKİLER, ÜLKEMİZ,SELÇUKLU TARİHİ,OSMANLI TARİHİ,GÜZELLİK, DÜNYAMIZ,DÜNYA TARİHİ,DİYET,BİLGİSAYAR DERSLERİ,YEMEK TARİFLERİ,TIP DERSLER,İLKÖĞRETİM DERSLERİ,HAYVANLAR ALEMİ,HİKAYELER

Sitemiz Yenileniyor


Tasarımımızla ilgili fikirler vermek için bizimle iletişime geçebilirsiniz.